Filistin
FİLİSTİN’DE ZÜLME DUR DE,EY İNSANLAR….

İnsanlık tarihinin en acı sayfalarından biri zalim İsrail Devlet’i tarafından çocuk, kadın ve hasta demeden Filistin’de yaşatılmakta. Bu zalimlik ve zulümle her geçen gün daha da şiddetlenerek devam etmektedir. Yıllardır süren işgaller, savaşlar, sistematik ayrımcılık, ambargolar ve sürekli baskılar; bu kadim coğrafya Mescidi Aksa’nın kaderi olmanın çok ötesine geçerek, bütün insanlığın vicdanını sınayan ağır ve kabul edilemez bir trajediye dönüşmüştür. Filistin’de şahit olduklarımız, basitçe siyasi bir çatışma ya da toprak anlaşmazlığı olarak tanımlanamaz; burada, bir halkın var olma mücadelesi, kimliğini, tarihini ve onurunu koruma direnci, en temel insan haklarına erişme çabası yatmaktadır. Bu nedenle, küresel çapta yükselen “Filistin’de zulme dur de” çağrısı; herhangi bir siyasi ideolojik kamplaşmadan bağımsız, insanlık onurunu savunmanın, adaleti korumanın ve mazluma sahip çıkmanın evrensel seslenişidir. Bu sistematik zulmü durdurmak, sadece Filistin halkı için değil, insanlığın ortak vicdanı ve geleceği için hayati bir sorumluluktur. Zira adalet, ya herkes için vardır ya da er ya da geç hepimiz için kaybolacaktır.

Filistin’de yaşananlar, aynı zamanda özgürlüğün evrensel anlamını da çarpıcı bir şekilde hatırlatır. Özgürlük, her insanın doğuştan sahip olduğu, devredilemez ve ayrılmaz bir haktır. Ancak Filistin halkı, nesillerdir özgürlükten mahrum bırakılmıştır. Özgürce dolaşamadıkları kentlerinde yaşamak, özgürce nefes alamadıkları sokaklarında yürümek, özgürce ibadet edemedikleri mekânlarında dua etmek zorunda kalmaları, özgürlüğün olmadığı bir yaşamın gerçekte insanca bir yaşam olmadığını haykırır. İşte bu nedenle Filistin’in özgürlük mücadelesi, yalnızca bir halkın değil; tüm insanlığın özgürlük mücadelesidir. Filistin özgürleştiğinde, sadece bir halk zincirlerinden kurtulmayacak; aynı zamanda insanlığın onuru da karanlık bir dönemden sonra yeniden ayağa kalkmış olacaktır. Zulme karşı durmanın bir başka hayati boyutu ise insani sorumluluk ve merhamettir. İnsanlığı ayakta tutan en temel değerlerden biri merhamettir. Bir coğrafya yanarken, insanlar acı çekerken, masumlar öldürülürken dünyanın geri kalanının kayıtsız kalması, merhametin ve vicdanın kaybolduğunun en tehlikeli işaretidir. Oysa insan olmanın en temel görevi, mazlumun yanında olmak, çaresiz olana el uzatmak ve haksızlığa karşı tek bir ses olarak yükselmektir. Filistin’de yaşananlar karşısında sessiz kalmak, merhamet duygusunu yitirmek anlamına gelir. Bu nedenle Filistin için atılan her adım, yapılan her insani yardım, yükseltilen her vicdan sesi; insanlığın vicdanının hâlâ canlı olduğunun ve kurumsal çıkarların üzerinde bir değer taşıdığının en büyük göstergesidir.

Filistin’de yaşanan zulüm, aynı zamanda barış ve huzurun ne kadar kırılgan ve değerli olduğunu da gösterir. Savaşın ve işgalin hüküm sürdüğü bir coğrafyada yalnızca bugün değil, gelecek de geri dönülmez biçimde yok olur. Çocukların geleceği elinden alınır, toplumun hafızası, kültürü ve sosyal dokusu tahrip edilir. Oysa barış, medeniyetin temelidir. Barışın olmadığı yerde ne kültür gelişir, ne bilim ilerler, ne de toplumlar huzur ve refah içinde yaşayabilir. Filistin’de barışın ve adaletin sağlanması, sadece Orta Doğu’nun istikrarı için değil; dünya barışı ve güvenliği için de kritik bir öneme sahiptir. Çünkü adaletsizliğin olduğu bir dünyada, hiçbir ulus tam olarak güvende olamaz. Filistin’de adil ve kalıcı bir barışın tesis edilmesi, dünyanın daha adil, daha güvenli ve daha merhametli bir yer olmasına katkı sağlayacak en değerli adımdır. Filistin’de yaşananların tüm dünyaya verdiği en önemli mesajlardan biri de birlik olmanın ve dayanışmanın vazgeçilmez gerekliliğidir. Tek bir bireyin sesi ya da tek bir ülkenin çabası belki yeterli olmaz. Ama dünyanın dört bir yanından yükselen, ırk, dil, din ve siyasi görüş fark etmeksizin birleşen vicdan sesleri bir araya geldiğinde, zulmün ve adaletsizliğin karşısında yıkılmaz güçlü bir duvar oluşturabilir.

İnsanlık tarihi boyunca büyük ve olumlu dönüşümler, her zaman insanların birlik olarak adalete sahip çıkmasıyla gerçekleşmiştir. Filistin’e destek olmak; sosyal medyada farkındalık oluşturmaktan, insan hakları savunucularına destek olmaya, insani yardımlar göndermeye, hukuki süreçleri takip etmeye kadar pek çok somut şekilde ortaya konabilir. Önemli olan, hiçbir zaman kayıtsız kalmamak, “Ben ne yapabilirim?” sorusunu sormak ve bu soruyu küçük de olsa bir eylem adımı ile taçlandırmaktır.

Sonuç olarak “Filistin’de zulme dur de, insanlık için” sözü, bir slogandan çok öte, evrensel bir vicdan çağrısıdır. Bu çağrı, sadece bir coğrafyanın kaderi için değil; evrensel adaletin, merhametin, barışın, özgürlüğün ve insan onurunun savunulması içindir. Filistin’in acısı, tüm insanlığın ortak acısıdır; Filistin’in özgürlüğü ve onuru, insanlığın zaferi olacaktır. Zulme karşı durmak, sadece Filistin halkı için değil, insanlığın geleceği için bir sorumluluk, bir görev ve sarsılmaz bir duruştur. Çünkü insanlık, acı çeken bir çocuğun gözyaşında; yıkılan bir evin enkazında; özgürlük ve adalet için dua eden bir annenin sesinde sınanır. Filistin’in yanında durmak, bu tarihi sınavda insanlığın onurunu korumaktır.
Mustafa YENİCİ
Çanakkale – 2025
